Gez Gez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gez Gez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2014 Salı

Yaz Geldi Yupiiii

Yaz geldi işte. Bana artık gün saymalar düşer, yazdan 90 gün kaldı...89...88... 3 kaldı...2...
Güneşe vurgun, renklere hayranım ben, yapılacak en iyi şey güneşin keyfine kendini bırakıvermek bundan sonra. Hayat keyfini sürmeyi ertelemeyi, şükrü bırakmayı, sevdiklerini sevdiğini söylemeyi içine bıraktırmayacak kadar kısa zira. Günler günleri kovalar durur hayatımda. Ee o vakit hayatın neşesini yakalamak düşer kula da. Eee huzursuzluk, darlık bile güzel günlerini anlasın diye verilmiş kula. Değil mi ki O var... Herşey ama inan herşey güzel. Yeter ki ellerimizi bırakmasın. Hani herşeyin yokluğu çekilir de O'nsuzluk oturur içimize. Kaldıramayız.

Neyseciğime... Deniz ayrı bir neşe, çiçek ayrı... Hele bir domates kokusu diye birşey var...Cennette bunun aslı nasıl olacak bilmem -ama bilmek isterim elbet.- Ya renkler Rabbim ? Kırmızı, yeşil, mor... Ya pembe, eflatun... Tabiki benim rengim mavi... Tam maviciyim ben... Mavi umudum, huzurum :)


Dün yıllar sonra bir bahçe gezdim. Hani salkım salkım domatesler, hani erikler dalda, dut gülümsüyor yapraklar ardında, hani fasulyecikler sarılmış sarığa, dalda ekşi kırmızı lambalar... Yok lamba değil de vişne onlar, kenarda çiçekler yabani, incirler yazı bekliyor yeşil yeşil... Kenarda salıncak...

Arada hissetmeli toprağı. Şehrin hayatından ruha dokunmalı. Ne kadar ruha dokunursak o kadar mutluyuz elbet. O kadar huzur demek. Bir çiçekle, bir avuç kirazla, bir türküyle, bir duayla, bir secdeyle, bir çocuğun sözlerine kanıp, bir dostun gözlerine bakıp, bir bebeği koklayıp, bir kahve kokusuyla, bir kitapla... Buldur huzuru Rabbim.

Minicik olsa da elimizdekiler, mutluluğumuzu, huzurumuzu kocaman yap nolur. Ve Sen'imizi, sevgini hiçbir sevginin önüne geçirme nolur. Sevdamla...

17 Eylül 2013 Salı

Yalovayı Da Gördük Ya

Yalovadaydık...
Hep güzel gelmiştir lakin bire birde yaşamak, yok yok çok da değildi...
Geri dönüşte itiraf ediyorum Bursayı çok özlemiştim
Mudanya ondan çok daha nezih ve güzeldi...
Yok yok korkunç da değildi bi Bursa olmasa da, 
Denizi olan şirin bir şehir işte :)

İnip kıyıda yürüdük, oturduk...
Bir aralık gözüm dalgalara takıldı
"Insan gibi deniz aslında" dedik sonra
Dalgalandıkça temizleniyor yani hareketli, aktif oldukça
Hareketsiz su kirlenip duruyor...
Aslı da kirlidir ya denizin,
İnsanın da öyle...
Muhakkak tertemiz değil, lakin dalgalandıkça, hareket ettikçe temizleniyor
Rabbim çok büyük...
Bizi kendi kendimize bırakmasın..
Kaygan yollarda düşüveririz sonra... 

Bir tatil akşamında Yalovanın düşündürdükleri işte :) 





(fotoğraf ne yazıkki az, zira hepsinde ben varım, anca bukadar çıktı )

Yalnız Rizom dışında Yalovaya gitmesek de olurmuş, Özlemciğimle vardığımız sonuç bu :))

16 Eylül 2013 Pazartesi

Mudanyada Mutlu Pazar

Rabbim hem Kabıt, hem Basıt...
Hem genişletir, hem daraltır..

Daralmadan genişlemeyi bilmek mümkün mü bilmem,
Lakin şükürler olsun gene eski ben olabildim : Sırıtkan :))
(bana da kimse böyle demez, olsun ben diyeceğim :))

Pazar öğlen Mudanyaya yolculuuuuukk :)
Çok güzeldi şükürler olsun 
Bu kadar yakında bu kadar huzurlu yer...
İşte resimler :













25 Ağustos 2013 Pazar

Kutsal Gezi Notları**

Kutlu Gezi Notlarıma devam etmezsem unutmaktan korkarak tekrar klavye başındayım :)

Zamanla öyle bir unutuluyor ki...
Ve özlem...
Neyse.

3. Gün Mescidi Nebevi önünde buluştuk sabah namazı sonrası. Benim için çok heyecan vericiydi çünkü Yeşil Kubbenin mescit bahçesinden göründüğünü bilmeyen ben ilk kez karşılaşmıştım. Halbuki hep videolarda var dimi ? Nerden çekiyolar ama işte :) Sanıyordum ki hep beklerken gördüğüm o azıcık yerden göründüğü kadar... Hamdolsun değilmiş. 

Bir de burda küçük bir kulübe var. Bu kulübe Efendimizin Medineye geldiklerinde kaldıkları Hz. Eyüp hazretlerinin evinin yeri. Daha da ilginci, çok daha önceleri bura Tubba diye anılmaktaymış, ve Tubba'nın meliki buraya Efendimiz (sav) için yaptırmış bu evi, "Ben yetişemedim ama yetişseydim sana iman ederdim" diyen bir pusula bırakmış sandık içinde. Bu sandıktan daha hiç bahsedilmemişken Efendimiz sahabe efendilerimizden birine "sende bir sandık var onu getir" diyor... Ve herkes şaşkın kalıyor bu olaya :)

Cennetül Bakiye malum bayanlar giremiyor. Dışarıdan gördüm. "Kıyamet azabı bana ve çevreme zarar vermez" buyurmuştur Efendimiz, ondan kıyamet azabı Cennetül Bakidekilere zarar vermez.  Hz. Osman, Hz İbrahim ( Efendimizin mübarek oğulları), Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendimizin mübarek başları, Hz. Abbas, Hz. Rukiye, Hz. Safiye nin kabirleri buradadır. Ali Ulvi Kurucu hocamızın da kabirleri buradadır... Hz. Meymune validemiz evlendiği yerde vefat etmişlerdir, Hz Hatice annemizin kabri ise Mekkededir. Peki ya Hz. Ali ? Kabri nerede o mübarek ilmin kapısı insanın ?

Bikaç mescit gezdik ardından..Biri Gamame Mescidi, yani "Bulut" :))
Efendimizin burada yağmur duası ettiği belirtiliyor ve başında O'nunla (sav) gezen bulutun belirgin bir şekilde görüldüğü yer olduğu söyleniyor. Hemen yanında sayılır, Hz. Ebu Bekir Mescidi var, burada namaz kılmışlar vakti zamanında... Bu mescitler Osmanlı döneminde yapılmış. Sultan Mahmud zamanında yapılmış ve kapısında "Bu mescit Ebu Bekir Efendimizin Mescidi"dir yazıyor.Yeşil Kubbenin tamirini yaptırmış aynı zamanda Sultan Mahmud, ve yere bir bez serdiriyor, tozlar Efendimizi (sav) rahatsız etmesin diye. Oğlu devam ettirirken tamire, dünya kelamı konuşturtmuyor... Abdülmecit diğer mektupları yatarak okuyabilirken, Mekke ve Medine'den gelen mektupları hasta yatağından doğrulur. Sultan Abdülhamit'in iki eşinin kabri Yahya Efendinin orada, Beşiktaşta (ki muhteşem biyerdir). Adnan Menderes eşlerinden birini Fransadan getirtiyor, Fransada Fransız askerlerinin bulaşıklarını yıkamaktaymış :( (bu eşi mi bilmem ama...) Müşfika Sultan, Abdulhamithan'ın vefatından sonra hiç dışarı çıkmamış, neden diye sorulduğunda "benim eşim çok kıskançtı, sokakta görecek insanlardan ruhaniyatı rahatsız olmasın" diye cevaplar ve bence elleriden öpülesi bir annelik yapar...

Yeryüzünde heran ezan okunur ya, Efendimizin ruhunun hayatta olmadığı tek bir an bile olmaz.  Şehitler bile ölmezken, sıddıklar..peygamberler... Bir an bile ruhunun hazır olmadığını düşünemeyiz. Biz bir türbe ziyareti yapmadık, hayatta bir peygamberi ziyaret ettik. Efendimizin huzurunda selatı selam getirirsek Efendimiz onu alır.

Medine... Güzel şehir... Huzur dolu... Medine'de en kıymetli iş selavat getirmek. Allah Resulune zaman ayırmak (sav)... "Salavat geldiğinde melekler bunu bana ulaştırır, Cenabı Hak bana ruhumu iade eder ve ben o selamı alırım" O'na (sav) her an selam gelmekte, her namazda ve her an... 

4. gün sabah namazını mescidin avlusunda kıldım bikaç fotoğraf çekebileyim sonrasında makinemle diye. Oralı kızlarla tanıştık, pek anlaşamadık ama gene de birbirimizi sevdiğimiz kesindi :)
Ve Medine'den ayrılış... 

Gitmeden önce Mekkeye ihram, hac ve umre üzerine bikaç not :

İhramı gusülle giymek ve beyaz giymek sünnetmiş. Hacceden annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olur, umre de küçük hac olduğundan...İhram normalde helal olanları haram kılmaya deniyor. "Buyur Allahım senin emrine uydum geliyorum" diyoruz.
Allah teala Hz.İbrahim'e der ki: Çağır benim kullarımı, Hz. İbrahim cevap verir: ben nasıl duyurayım?
Cevap verir Rabbim, çağırmak sana, duyurmak bana. 

Umre şafilerde farz. Hz. Ayşe annemiz soruyor, Siz cihada gidiyorsunuz, peki ya biz kadınlar ?
Efendilr Efendisi cevaplıyor: Hac, umre kadınların cihadıdır. ve Hz. Aişe annemiz hiç bırakmamış umreyi. 14 günde varırlardı Mekkeye, ki ihramda av yok, bitki koparmak yok...hac meşekkatti... ya bize ? 









                       Tubba Mekanı







15 Ağustos 2013 Perşembe

Yaz Bitmesin

Nasıl bir tatildi ?
Nasıl da hızla geçiverdi günler...
Ne zaman başladı, ne zaman bitti bu tatil ?

Kısa ama uzun cümleli yaşananlar var...
Çok güzel ve çok üzücü şeyler arka arkaya gelebilirmiş meğer...
Ve yaşadıkları insanın gerçekten bir rüya gibi geçiverip gidebilirmiş elinden,
Tutamazmış ya insan sevdiği hatıralarını her daim zihninde,
Sevdiği günleri elinde tutuveremiş ya ?
Sevmediklerimizse Rabbimin lütfu değil midir unutmak ?
Her daim aynı ayrılığın acısına nasıl katlanırdık, unutmak olmasaydı ?


İclal Aydın'ın "Yaz Bitmesin" diye bir kitabı var.
Sanırım lisedeydim, o zamanlar pek bi severdim Kendilerini
O'nun dediği gibi tutabilme isterdim yazı ellerimde
Ağustosun ortası gelmiş kapıma 
"Bana yaz olsa, hep yaz" diyen içimdeki cadıyı susturamıyorum :)

Yazdan kalanlar aklında, hatrımda kaldığınca yazılacak inşAllah
Resimler konulacak...
Umarım güzelliklerin çoğu işte o an akar gelir klavyemden...


Seviyorum seni klavyem :))



Kapıların En Güzeli




Yeşil Kubbe <3



İki Yakışıklı Bir Markette Sarılıyor




14 Haziran 2013 Cuma

Deniz ve Mehtap

Bir deniz kokusu çekseydim içime...
Bir dalga sesi dolsaydı kulaklarımdan içre...
Mis gibi yosun koksaydı...
Pırıl pırıl parlasaydı deniz
Pırıl pırıl parlasaydı gökyüzü
Pırıl pırıl bir dolunay doldursaydı geceyi
Çayın kokusuna karışsaydı günlük güneşlik şarkılar
Bir gitar sesi... Bir cırcır böceği duyulsaydı,
Unutmadan...Bir de dost sesi, dost kahkası...

Deniz kokusunu özledim...
Bir de deniz yeşili, gök mavisi..
Karşı kıyıda ışıklar,
Yavaş yavaş süzülen kayıklar,
Edilen dualar,
Yalın ayak basılan kum,
Mis gibi su...
Ve çayın mis buğusu...


               Mutlu Akşam :))







   Çay mis, fonda gitar sesi :))





     Sabaha erdik şükür :))



Doğru takımı bulmuş gül :))





                   En güzel fotoğraf bu bence, neşenin fotoğrafı :)


                                                     Sadece kozalak, hep kozalak :))


Arka bahçeye saklanmış mantar bu da :)


9 Mayıs 2013 Perşembe

İyi Ki Varsın İstanbul


Günlerin yaza yaklaşması içimde acayip mutluluk yaparken, çocuklardaki hareketlilik beni çok acayip yormakta. Kaç gündür dişlerimi sıkmaktan bi hal oldum. Ki özellikle rahatlamak için İstanbula gittiğimi de düşünürsek,üzücü yani durumlar... Hamdolsun deriz tabi ki her duruma ama yolun en zor kısmına geldik sanırım. Allahım onları üzmeden tatile bi gelseydik, iyiydi. Birinin gözyaşlarına şahidim mesela salı günü, koskocaman erkek bir çocuğun gözlerinin kocaman kocaman doluşuna şahidim, ve kızgınlığım ve üzüntüm hepsi birbirine karıştı sonunda... Akşamı zor ettiğim bi gündü bugün de. Edepsizliğe tahammülüm yok sanırım. Birçok şeye tahammül geliştiren ben, bunu beceremedim henüz :) Yapmalımıyım onu da bilmiyorum ya :)
Allahım nolur onların da bizim de emeklerimizi zayi etme ! Nolur ! 

Gelelim İstanbula :) Sevdiklerimle bir gün daha geçirmek için hemen atlayıp gittim pazar akşamından. Yalnız bu pazar başka pazarlar gibi değildi. Şampiyonluk pazarıydı bu :)) Arena'nın önünü ve Florya yolunu görünce gururla karışık bir sırıtmaya karıştığım kesin. Mutlu oldum evet, severim ben sarı-kırmızıyı :))
Ertesi gün öğlene doğru umre hazırlıkları için annemle çıkmıştık, akşam geldik eve. Kuzularımla az vakit geçirdim bu kez ama gene de beraberdik yani :)) Ve salı sabahı masal bitti, erkenden yola çıktım ve Bursamda devam hayata... Hamdolsun :))

                                                     Feribot beklerken :)







Arena'nın önü nasıl coşkulu kalabalıktı :))

                                  

      Küçük kuzum çizgi film izlerken ve ne yediğini farketmezken :)


Fatih'te bir ev :)) bayıldım


Metro'da kahveci var resmen, kafein krizi tutanlara ! :)


İstanbul dönüşü en sevdiğim üçlü, tost,çay ve manzara :))




Bu da feribotun minik konuğu :)



                             Martılar :)                               


At taşıyan bir kamyon, minicik taylara dikkat :)



Bu da bugün gelen pasaportum :) Çekmeden olmazdı onu :)