Bir yaşlı teyzenin gözlerinde, dualarında buluyorum yitirmişliğimi bugün
Yaşı epey ilerlemiş,
Yüzünde bir gülümseme,
Rabbe bağlı bir selamla bakıyor bana,
Dudaklarımla alıyorum,
Gözlerim gözlerine takılıyor,
Yorgun. Lakin umutlu
Umut demeyeyim de huzur belki...
Ben yorgun...
Ben yitmişliğimle tren yaylarına bakıyorum.
Ben kendimi arıyorum bir sokakta,
Sonbahara soruyorum,
"Ömür" diyorum...
"Bir hiç" uğruna tüm uykusuzluklarım,
Tüm korkularım "varlığı kaim olana"
Gökten gelecek haberi kaygılı,
Lakin istekli bekliyorum.
"Dünya" bana göre değil...
Ben dünyaya göre hiç değilim.
Ne kadar koşsam,
Yetişemem ben bu balona
Uçar uçar durur da
Bakmaz yetişip yetişemediğime.
Dünya.
Can yakan.
Lakin imtihan arenası,
Cennet bileti,
Cehennem yakıtı...
Dünya...
Sahipsiz.
Ben aciz, zayıf...
Ne haddime yaşamak
Bekliyorum
Sürgünümü,
Vuslata kavuşsun diye.
Bir teyzenin tesbihinde huzur bugün
Teyze...
Dünyaya meydan okurken
Koşmaktan bitkin ben
Dünyaya mağlubum.
Sevdaya, insanlığa mağlup...
Umuda aşık.
Günce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Günce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Kasım 2014 Çarşamba
13 Ekim 2014 Pazartesi
Hazan Güncesi
"Evraka, evraka !" diye bağırabilirim bence.
Evet evet buldum sonunda.
Hazan, hüzün demekse,
Ruhumun daralışının elbet en büyük sebebi bu
Bir kaç yıldır tanımsız bir huzursuzluk çöreklenip kalıyor içimde
Tam da işte bu mevsimde
Yağmur toprakla ilk buluşmalarını yaparken
Herkesler evine sığınırken
Ruhum ortada kalıveriyor sanırım
Dökülen yapraklar arasında ne yapması gerektiğini biliveremeyince
Basıveriyor çığlığı:
"Ben daralıyorum"
Kah çok üstünde durmayıp yüzümü ellerimin arasına alıyorum
Kah bildiğim tüm yöntemlerle ferahlık ninnileri ezberletiyorum ona
Sonuç, hazana alışmakla son buluyor
Hazana alıştıkça, hüzün ıraklaşıyor
Sevmeye başlıyorum sarı mevsimi
"Her kışın baharı var" ya umutlarımı yemyeşil tutuyor
Ruh ancak O'nu bulmakla tatmin oluyor
Hazan da olsa, hüzün de çöreklense
O varsa hayatımızda, zor yok, ferahlık çok
Dünya ne zaman çepeçevre sarıverse
Ve Rab mekanını kalpte sislendirse,
O'na bağlılığımız kadar yeşil kalabiliyoruz...
Yine, yeniden "Kalpler ancak O'nu anmakla mutmain olur"
O'na hep bağlı kalmak duasıyla...
Evet evet buldum sonunda.
Hazan, hüzün demekse,
Ruhumun daralışının elbet en büyük sebebi bu
Bir kaç yıldır tanımsız bir huzursuzluk çöreklenip kalıyor içimde
Tam da işte bu mevsimde
Yağmur toprakla ilk buluşmalarını yaparken
Herkesler evine sığınırken
Ruhum ortada kalıveriyor sanırım
Dökülen yapraklar arasında ne yapması gerektiğini biliveremeyince
Basıveriyor çığlığı:
"Ben daralıyorum"
Kah çok üstünde durmayıp yüzümü ellerimin arasına alıyorum
Kah bildiğim tüm yöntemlerle ferahlık ninnileri ezberletiyorum ona
Sonuç, hazana alışmakla son buluyor
Hazana alıştıkça, hüzün ıraklaşıyor
Sevmeye başlıyorum sarı mevsimi
"Her kışın baharı var" ya umutlarımı yemyeşil tutuyor
Ruh ancak O'nu bulmakla tatmin oluyor
Hazan da olsa, hüzün de çöreklense
O varsa hayatımızda, zor yok, ferahlık çok
Dünya ne zaman çepeçevre sarıverse
Ve Rab mekanını kalpte sislendirse,
O'na bağlılığımız kadar yeşil kalabiliyoruz...
Yine, yeniden "Kalpler ancak O'nu anmakla mutmain olur"
O'na hep bağlı kalmak duasıyla...
17 Eylül 2014 Çarşamba
Yaprak Güncesi
Bir yaprak...
Sarmaşık yaprağı..
Hani sonbaharda bi tarafı kızarır, bir yanı kahveye çalar...
Yeşili ise hala baki...
Aynen öyle işte.
Yeşillerimi kendime gösterip,
Kızıllığımı pırıl pırıl sunmalıyım.
Bazen tutması şu kahve-rengi- sırtımdan,
Bazen kahveler beni tutmasa...
Kimbilir belki de o zaman da kıymet bilmezdim...
Dağınıklıklarımızdan kurtulmalı,
Mutluluğu, huzuru davet etmeli yüreğimize...
İstemeli usulünce :)
11 Haziran 2014 Çarşamba
Ağlayabilmek güzeldi.
Düşünmek kendinden başkalarını da.
Sevmesen bile.
Hoş görmek.
Hoş bakabilmek.
Yüreklerin pasını gülücükle silmek.
Ruhumuz açlıktan kıvranırken,
Doyan midelerimizin "ah"ını tutar olmuşuz.
Sevdaya diyetler yapıp,
Gönlümüzü bir sokakta,
Haram bir sevdaya bırakıvermişiz.
Sevdamızı hakedenleri göremezken gözlerimiz,
Kurak çöllere otağı kurma niyetindeyiz daim.
Güneş yakarken tenimizi,
Buz tutmuş kalpler...
Ben bahara inanırım lakin.
Bir duanın, bir gözyaşının kıymetine...
Sevdanın gücü diye bir şey var hayatta...
Tutsun yakamızdan,
Kalbimizi sarsın en yakın zamanda.
Lakin mühimdir,
Kalplerimizin tamire ihtiyacı var.
En acilinden.
Yani en azından benimkinin :)
Düşünmek kendinden başkalarını da.
Sevmesen bile.
Hoş görmek.
Hoş bakabilmek.
Yüreklerin pasını gülücükle silmek.
Ruhumuz açlıktan kıvranırken,
Doyan midelerimizin "ah"ını tutar olmuşuz.
Sevdaya diyetler yapıp,
Gönlümüzü bir sokakta,
Haram bir sevdaya bırakıvermişiz.
Sevdamızı hakedenleri göremezken gözlerimiz,
Kurak çöllere otağı kurma niyetindeyiz daim.
Güneş yakarken tenimizi,
Buz tutmuş kalpler...
Ben bahara inanırım lakin.
Bir duanın, bir gözyaşının kıymetine...
Sevdanın gücü diye bir şey var hayatta...
Tutsun yakamızdan,
Kalbimizi sarsın en yakın zamanda.
Lakin mühimdir,
Kalplerimizin tamire ihtiyacı var.
En acilinden.
Yani en azından benimkinin :)
13 Mayıs 2014 Salı
Merhaba Umut
Geçende bir öğrencim iki gözü iki çeşme test kitabının arkasına yazılar yazıyordu. Sonraki konuşmalarımız doğruladı yavruyu: yazarak rahatlıyordu ancak. Şaşırmadım elbet. Sadece O'nun yaşındaykenki halim gözümün önüne geldi, defterler boyunca yazdıklarım :)
Bir süredir, hatta epeydir de denebilir bence gayet, yazamıyor oluşumdaki rahatsızlık, ama yazsam da "nahoş şeyler çıkabilirdi" düşüncelerim karışmış durumdaydı. Şimdiyse ne olursa olsun, bi kaç cümle yazmam gerek dedim. İtiraf etmeyelim "şükür büyüktür şikayetten"
Buarada çook güzellikler oldu elbet. Okunan kitaplar, gelen misafirler, gidilen mekanlar, tanışılan insanlar, yeni bir kurs olayları, ve elbet bahar... Yazılmalı vakitli vakitsiz...
Harflerin sihri var elbet hayatımda. Seviyorum onları.
Yazabilmek niyetiyle, hayra uyanmak duasıyla, giderayak yalnızlığın sazına "yalnızlık Allah'ı unuttuğumuz zamanlardır" la dokunup, Zeynep kaçar :)
Bir süredir, hatta epeydir de denebilir bence gayet, yazamıyor oluşumdaki rahatsızlık, ama yazsam da "nahoş şeyler çıkabilirdi" düşüncelerim karışmış durumdaydı. Şimdiyse ne olursa olsun, bi kaç cümle yazmam gerek dedim. İtiraf etmeyelim "şükür büyüktür şikayetten"
Buarada çook güzellikler oldu elbet. Okunan kitaplar, gelen misafirler, gidilen mekanlar, tanışılan insanlar, yeni bir kurs olayları, ve elbet bahar... Yazılmalı vakitli vakitsiz...
Harflerin sihri var elbet hayatımda. Seviyorum onları.
Yazabilmek niyetiyle, hayra uyanmak duasıyla, giderayak yalnızlığın sazına "yalnızlık Allah'ı unuttuğumuz zamanlardır" la dokunup, Zeynep kaçar :)
29 Ekim 2013 Salı
İki Güzel : Bursam ve Annem
Annemcim Bursam'da :))
Pazar geldiler, dün çok güzel bi gün geçirdik beraber
Nasıl iyi geldi :)
Beraber gezdik, alış veriş yaptık, konuştuk...
Babamcım da bizimleydi, ama paylaşım annemcimle daha fazla tabi :)
Dolu dolu bir günden fazla geçirmiş olduk.
Bu arada Sümeyye hocacım da saolsunlar bizi çoook güzel ağırladılar
Mahcuplardayım :/
Hamdolsun insanın yanında sevdiklerinin olması çok güzel.
Sevdiklerinin bir kısmının yakın, bir kısmının uzak olması çok düşündürücü.
Yanındakilerinin insanı sevmesi çok muhteşem.
Özlenmek çok görkemli.
Özlemek çok...
Çay içelim...müzik dinleyelim...kitap okuyalım...
Bi de bitanecik kuzularım...
seviyorummm <3
Pazar geldiler, dün çok güzel bi gün geçirdik beraber
Nasıl iyi geldi :)
Beraber gezdik, alış veriş yaptık, konuştuk...
Babamcım da bizimleydi, ama paylaşım annemcimle daha fazla tabi :)
Dolu dolu bir günden fazla geçirmiş olduk.
Bu arada Sümeyye hocacım da saolsunlar bizi çoook güzel ağırladılar
Mahcuplardayım :/
Hamdolsun insanın yanında sevdiklerinin olması çok güzel.
Sevdiklerinin bir kısmının yakın, bir kısmının uzak olması çok düşündürücü.
Yanındakilerinin insanı sevmesi çok muhteşem.
Özlenmek çok görkemli.
Özlemek çok...
Çay içelim...müzik dinleyelim...kitap okuyalım...
Bi de bitanecik kuzularım...
seviyorummm <3
10 Ekim 2013 Perşembe
Kendime Hasret :)
Bazen size de olmaz mı "anlamsızlık"...
Halbuki, bence azıcık "kulluk" varsa insanın ruhunda, anlamsız olmaz ama....
Yine Kabıt ve Basıt benim Rabbim... Genişlettiği de oluyor, daralttığı da...
Hep aynı olsak genişlemeyi bilmeyiz hem dimi ?
Ondan daralmak iyi, deee uzun sürmeyeni makbul.
Bu durumun tamamen hormanel olduğunu düşünüp serotenin yükseltmek için muz yediğim de doğrudur ayrıca :)
"Anlamsızlık" dediysem kendini anlamlandıramamak...
Alakasız bir mutsuzluk, alakasız bir ağlamaklı hal...
Ama birazdan geçmesi...
Hani etrafınızdaki insanlar sizi mutlu etmeye çalışırken birazdan normale döndüğünüzü sanıyorlar...
Sanıyorlar diyorum zira geçici bir hal...
Sonbahar gibi..Güneş bir doğuyor bir batıyor yüzümde...
Sürekli serotenin yükseltme çabası içimde...
"Hadi çikolata yiyelim"
"Hadi şu sevdiğim giyecekleri giyeyim"
"Hadi marketten şunu alayım" ve bu türden cümleler :)
Ama yine de mutsuzluk değil bunun adı...
Huzursuzluk hiç değil şükürler olsun.
Sadece zaman zaman biraz daha daralıyor insan,
Zira yaşam hızlı...Ve yakalayamıyorum bazen.
"Kendime hasret" lik desem yeri heralde...
Epeydir kendimi kenara çekip şöyleeeee beraber kalmadık
Kaldığımızda da ya çok uykuluydum, ya kendimle konuşamayacak kadar yorgun
Hep "bensizlikten" bunlar...
Gideyim de biraz iyi bakayım ona bari :)
Halbuki, bence azıcık "kulluk" varsa insanın ruhunda, anlamsız olmaz ama....
Yine Kabıt ve Basıt benim Rabbim... Genişlettiği de oluyor, daralttığı da...
Hep aynı olsak genişlemeyi bilmeyiz hem dimi ?
Ondan daralmak iyi, deee uzun sürmeyeni makbul.
Bu durumun tamamen hormanel olduğunu düşünüp serotenin yükseltmek için muz yediğim de doğrudur ayrıca :)
"Anlamsızlık" dediysem kendini anlamlandıramamak...
Alakasız bir mutsuzluk, alakasız bir ağlamaklı hal...
Ama birazdan geçmesi...
Hani etrafınızdaki insanlar sizi mutlu etmeye çalışırken birazdan normale döndüğünüzü sanıyorlar...
Sanıyorlar diyorum zira geçici bir hal...
Sonbahar gibi..Güneş bir doğuyor bir batıyor yüzümde...
Sürekli serotenin yükseltme çabası içimde...
"Hadi çikolata yiyelim"
"Hadi şu sevdiğim giyecekleri giyeyim"
"Hadi marketten şunu alayım" ve bu türden cümleler :)
Ama yine de mutsuzluk değil bunun adı...
Huzursuzluk hiç değil şükürler olsun.
Sadece zaman zaman biraz daha daralıyor insan,
Zira yaşam hızlı...Ve yakalayamıyorum bazen.
"Kendime hasret" lik desem yeri heralde...
Epeydir kendimi kenara çekip şöyleeeee beraber kalmadık
Kaldığımızda da ya çok uykuluydum, ya kendimle konuşamayacak kadar yorgun
Hep "bensizlikten" bunlar...
Gideyim de biraz iyi bakayım ona bari :)
4 Ekim 2013 Cuma
Abartılı Bir Yazı
Ne enteresan günler yaşamaktayız. İnsanların arkasından ne ilginç kişilikler çıkıyor. Sonra biri çıkıyor yaşadığın eski olayda kendi kendini sorgulamanı sağlıyor, haklıydım, değildim, haklıydım, değildim....
Neyse... İnsan işte, rengarenk bence...Siyahı da var pembesi de. Nasıl razıysak pembeye, maviye öylece katlanmaya çalışmalı siyahlara da. katlanılmıyor kabul lakin görmezden gelip de hayata devam etmek. Onlarla hayatı karartacağıma onlar benle pembe olsun (abarttım kabul) :))
O değil de mesele ben gene nezleyim. Ve bunun Selpak'ın bir oyunu olduğuna inanmıyor değilim, ha bide Doğadan var. Hoşgeldin ekinezya, ıhlamur, kuşburnu, zencefil, karanfil, bal, şal, peçete, yün yorgan, propolis ilaç kutusu... Hoşgeldin "kar yağdı mı yağıyor mu" lu günler. Hoşgeldin "home sweet home" günleri :) Yaza ne kadar meftun olsam da bir Akdenizli olarak, kışı da sevdiğimi ilk defa burada ilan ediyorum :)) Kar seviyorum ben bi kere, evimi seviyorum, kazaklarımı, hırkamı... Hele yün yorganım... Ooo en iyi arkadaş o
bana...Abarttım mı ?
Buarada Arapça kursum başladı, yuppiiii :))
Neyse... İnsan işte, rengarenk bence...Siyahı da var pembesi de. Nasıl razıysak pembeye, maviye öylece katlanmaya çalışmalı siyahlara da. katlanılmıyor kabul lakin görmezden gelip de hayata devam etmek. Onlarla hayatı karartacağıma onlar benle pembe olsun (abarttım kabul) :))
O değil de mesele ben gene nezleyim. Ve bunun Selpak'ın bir oyunu olduğuna inanmıyor değilim, ha bide Doğadan var. Hoşgeldin ekinezya, ıhlamur, kuşburnu, zencefil, karanfil, bal, şal, peçete, yün yorgan, propolis ilaç kutusu... Hoşgeldin "kar yağdı mı yağıyor mu" lu günler. Hoşgeldin "home sweet home" günleri :) Yaza ne kadar meftun olsam da bir Akdenizli olarak, kışı da sevdiğimi ilk defa burada ilan ediyorum :)) Kar seviyorum ben bi kere, evimi seviyorum, kazaklarımı, hırkamı... Hele yün yorganım... Ooo en iyi arkadaş o
bana...Abarttım mı ?
Buarada Arapça kursum başladı, yuppiiii :))
29 Eylül 2013 Pazar
Hoşgeldim
Uzuuun bir aradan sonra ben geldim :)
Tivitırı çıkardım hayatımdan iki gün oldu. Gürültü gitti hayatımdan şimdilik. Bakalım ne kadar sürecek bilmiyorum ama iyi şimdilik :)
Daha çok yazmayı umuyorum böylece, hissettiğim rüzgarı, sevdiğim insanları, kuzucuklarımı, yaşadıklarımı...
Anlık tüketilmemiş olur belki de böylece ?
:))
Daha uzun yazmak hedefimdeyidi, lakin ne yazacağımı hatırlayamadım. "Herşey daha güzel olacak" diye bi slogan vardı, onu açayım ben gene :)
Tivitırı çıkardım hayatımdan iki gün oldu. Gürültü gitti hayatımdan şimdilik. Bakalım ne kadar sürecek bilmiyorum ama iyi şimdilik :)
Daha çok yazmayı umuyorum böylece, hissettiğim rüzgarı, sevdiğim insanları, kuzucuklarımı, yaşadıklarımı...
Anlık tüketilmemiş olur belki de böylece ?
:))
Daha uzun yazmak hedefimdeyidi, lakin ne yazacağımı hatırlayamadım. "Herşey daha güzel olacak" diye bi slogan vardı, onu açayım ben gene :)
17 Eylül 2013 Salı
Yalovayı Da Gördük Ya
Yalovadaydık...
Hep güzel gelmiştir lakin bire birde yaşamak, yok yok çok da değildi...
Geri dönüşte itiraf ediyorum Bursayı çok özlemiştim
Mudanya ondan çok daha nezih ve güzeldi...
Yok yok korkunç da değildi bi Bursa olmasa da,
Denizi olan şirin bir şehir işte :)
İnip kıyıda yürüdük, oturduk...
Bir aralık gözüm dalgalara takıldı
"Insan gibi deniz aslında" dedik sonra
Dalgalandıkça temizleniyor yani hareketli, aktif oldukça
Hareketsiz su kirlenip duruyor...
Aslı da kirlidir ya denizin,
İnsanın da öyle...
Muhakkak tertemiz değil, lakin dalgalandıkça, hareket ettikçe temizleniyor
Rabbim çok büyük...
Bizi kendi kendimize bırakmasın..
Kaygan yollarda düşüveririz sonra...
Bir tatil akşamında Yalovanın düşündürdükleri işte :)
(fotoğraf ne yazıkki az, zira hepsinde ben varım, anca bukadar çıktı )
Yalnız Rizom dışında Yalovaya gitmesek de olurmuş, Özlemciğimle vardığımız sonuç bu :))
Hep güzel gelmiştir lakin bire birde yaşamak, yok yok çok da değildi...
Geri dönüşte itiraf ediyorum Bursayı çok özlemiştim
Mudanya ondan çok daha nezih ve güzeldi...
Yok yok korkunç da değildi bi Bursa olmasa da,
Denizi olan şirin bir şehir işte :)
İnip kıyıda yürüdük, oturduk...
Bir aralık gözüm dalgalara takıldı
"Insan gibi deniz aslında" dedik sonra
Dalgalandıkça temizleniyor yani hareketli, aktif oldukça
Hareketsiz su kirlenip duruyor...
Aslı da kirlidir ya denizin,
İnsanın da öyle...
Muhakkak tertemiz değil, lakin dalgalandıkça, hareket ettikçe temizleniyor
Rabbim çok büyük...
Bizi kendi kendimize bırakmasın..
Kaygan yollarda düşüveririz sonra...
Bir tatil akşamında Yalovanın düşündürdükleri işte :)
(fotoğraf ne yazıkki az, zira hepsinde ben varım, anca bukadar çıktı )
Yalnız Rizom dışında Yalovaya gitmesek de olurmuş, Özlemciğimle vardığımız sonuç bu :))
16 Eylül 2013 Pazartesi
Mudanyada Mutlu Pazar
Rabbim hem Kabıt, hem Basıt...
Hem genişletir, hem daraltır..
Daralmadan genişlemeyi bilmek mümkün mü bilmem,
Lakin şükürler olsun gene eski ben olabildim : Sırıtkan :))
(bana da kimse böyle demez, olsun ben diyeceğim :))
Pazar öğlen Mudanyaya yolculuuuuukk :)
Çok güzeldi şükürler olsun
Bu kadar yakında bu kadar huzurlu yer...
İşte resimler :
Hem genişletir, hem daraltır..
Daralmadan genişlemeyi bilmek mümkün mü bilmem,
Lakin şükürler olsun gene eski ben olabildim : Sırıtkan :))
(bana da kimse böyle demez, olsun ben diyeceğim :))
Pazar öğlen Mudanyaya yolculuuuuukk :)
Çok güzeldi şükürler olsun
Bu kadar yakında bu kadar huzurlu yer...
İşte resimler :
12 Eylül 2013 Perşembe
Kendine Kaya Bağlandığını Zanneden Kahve Köpüğü
Çığlık atmak istediğim günlerde miyim neyim gene ?
İnsan ruhu ilginç...
Bazen koca yerlere sığamazken,
Bazen mutlu mesutluktan kelebek oluyoruz...
Bazen koca yerlere sığamazken,
Bazen mutlu mesutluktan kelebek oluyoruz...
Gene de dünya ilginç bir yer
İçimde tuttuklarımdan çatlayıp gitmem di mi blogcum ?
İçimde tuttuklarımdan çatlayıp gitmem di mi blogcum ?
Gitmem gitmem :)
Tatil yok mu, tatil ?
28 Ağustos 2013 Çarşamba
Başlıyoruuuz
Yeni bir dönem başladı artık resmen dün...
Pırıl pırıl bakan kuzucuklar geldi yine...
Sınıflar gülücükle kahkahalarla dolu :)
Sevmiyorum binanın boş halini, ne izbe oluveriyor onlar olmayınca
Gülen yüzlerini seviyorum onların
Sahte olmayan cümlelerini...
Velhasılı hoşgeldin yeni ders yılı
Hoşgeldiniz kuzucuklarım...
Rabbim beni faydalı eylesin size,
Sizi de bana sevimli ...
Güzel hikayelerde adımız geçsin beraber...
25 Ağustos 2013 Pazar
Kutsal Gezi Notları**
Kutlu Gezi Notlarıma devam etmezsem unutmaktan korkarak tekrar klavye başındayım :)
Zamanla öyle bir unutuluyor ki...
Ve özlem...
Neyse.
3. Gün Mescidi Nebevi önünde buluştuk sabah namazı sonrası. Benim için çok heyecan vericiydi çünkü Yeşil Kubbenin mescit bahçesinden göründüğünü bilmeyen ben ilk kez karşılaşmıştım. Halbuki hep videolarda var dimi ? Nerden çekiyolar ama işte :) Sanıyordum ki hep beklerken gördüğüm o azıcık yerden göründüğü kadar... Hamdolsun değilmiş.
Bir de burda küçük bir kulübe var. Bu kulübe Efendimizin Medineye geldiklerinde kaldıkları Hz. Eyüp hazretlerinin evinin yeri. Daha da ilginci, çok daha önceleri bura Tubba diye anılmaktaymış, ve Tubba'nın meliki buraya Efendimiz (sav) için yaptırmış bu evi, "Ben yetişemedim ama yetişseydim sana iman ederdim" diyen bir pusula bırakmış sandık içinde. Bu sandıktan daha hiç bahsedilmemişken Efendimiz sahabe efendilerimizden birine "sende bir sandık var onu getir" diyor... Ve herkes şaşkın kalıyor bu olaya :)
Cennetül Bakiye malum bayanlar giremiyor. Dışarıdan gördüm. "Kıyamet azabı bana ve çevreme zarar vermez" buyurmuştur Efendimiz, ondan kıyamet azabı Cennetül Bakidekilere zarar vermez. Hz. Osman, Hz İbrahim ( Efendimizin mübarek oğulları), Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendimizin mübarek başları, Hz. Abbas, Hz. Rukiye, Hz. Safiye nin kabirleri buradadır. Ali Ulvi Kurucu hocamızın da kabirleri buradadır... Hz. Meymune validemiz evlendiği yerde vefat etmişlerdir, Hz Hatice annemizin kabri ise Mekkededir. Peki ya Hz. Ali ? Kabri nerede o mübarek ilmin kapısı insanın ?
Bikaç mescit gezdik ardından..Biri Gamame Mescidi, yani "Bulut" :))
Efendimizin burada yağmur duası ettiği belirtiliyor ve başında O'nunla (sav) gezen bulutun belirgin bir şekilde görüldüğü yer olduğu söyleniyor. Hemen yanında sayılır, Hz. Ebu Bekir Mescidi var, burada namaz kılmışlar vakti zamanında... Bu mescitler Osmanlı döneminde yapılmış. Sultan Mahmud zamanında yapılmış ve kapısında "Bu mescit Ebu Bekir Efendimizin Mescidi"dir yazıyor.Yeşil Kubbenin tamirini yaptırmış aynı zamanda Sultan Mahmud, ve yere bir bez serdiriyor, tozlar Efendimizi (sav) rahatsız etmesin diye. Oğlu devam ettirirken tamire, dünya kelamı konuşturtmuyor... Abdülmecit diğer mektupları yatarak okuyabilirken, Mekke ve Medine'den gelen mektupları hasta yatağından doğrulur. Sultan Abdülhamit'in iki eşinin kabri Yahya Efendinin orada, Beşiktaşta (ki muhteşem biyerdir). Adnan Menderes eşlerinden birini Fransadan getirtiyor, Fransada Fransız askerlerinin bulaşıklarını yıkamaktaymış :( (bu eşi mi bilmem ama...) Müşfika Sultan, Abdulhamithan'ın vefatından sonra hiç dışarı çıkmamış, neden diye sorulduğunda "benim eşim çok kıskançtı, sokakta görecek insanlardan ruhaniyatı rahatsız olmasın" diye cevaplar ve bence elleriden öpülesi bir annelik yapar...
Yeryüzünde heran ezan okunur ya, Efendimizin ruhunun hayatta olmadığı tek bir an bile olmaz. Şehitler bile ölmezken, sıddıklar..peygamberler... Bir an bile ruhunun hazır olmadığını düşünemeyiz. Biz bir türbe ziyareti yapmadık, hayatta bir peygamberi ziyaret ettik. Efendimizin huzurunda selatı selam getirirsek Efendimiz onu alır.
Medine... Güzel şehir... Huzur dolu... Medine'de en kıymetli iş selavat getirmek. Allah Resulune zaman ayırmak (sav)... "Salavat geldiğinde melekler bunu bana ulaştırır, Cenabı Hak bana ruhumu iade eder ve ben o selamı alırım" O'na (sav) her an selam gelmekte, her namazda ve her an...
4. gün sabah namazını mescidin avlusunda kıldım bikaç fotoğraf çekebileyim sonrasında makinemle diye. Oralı kızlarla tanıştık, pek anlaşamadık ama gene de birbirimizi sevdiğimiz kesindi :)
Ve Medine'den ayrılış...
Gitmeden önce Mekkeye ihram, hac ve umre üzerine bikaç not :
İhramı gusülle giymek ve beyaz giymek sünnetmiş. Hacceden annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olur, umre de küçük hac olduğundan...İhram normalde helal olanları haram kılmaya deniyor. "Buyur Allahım senin emrine uydum geliyorum" diyoruz.
Allah teala Hz.İbrahim'e der ki: Çağır benim kullarımı, Hz. İbrahim cevap verir: ben nasıl duyurayım?
Cevap verir Rabbim, çağırmak sana, duyurmak bana.
Umre şafilerde farz. Hz. Ayşe annemiz soruyor, Siz cihada gidiyorsunuz, peki ya biz kadınlar ?
Efendilr Efendisi cevaplıyor: Hac, umre kadınların cihadıdır. ve Hz. Aişe annemiz hiç bırakmamış umreyi. 14 günde varırlardı Mekkeye, ki ihramda av yok, bitki koparmak yok...hac meşekkatti... ya bize ?
Tubba Mekanı
Zamanla öyle bir unutuluyor ki...
Ve özlem...
Neyse.
3. Gün Mescidi Nebevi önünde buluştuk sabah namazı sonrası. Benim için çok heyecan vericiydi çünkü Yeşil Kubbenin mescit bahçesinden göründüğünü bilmeyen ben ilk kez karşılaşmıştım. Halbuki hep videolarda var dimi ? Nerden çekiyolar ama işte :) Sanıyordum ki hep beklerken gördüğüm o azıcık yerden göründüğü kadar... Hamdolsun değilmiş.
Bir de burda küçük bir kulübe var. Bu kulübe Efendimizin Medineye geldiklerinde kaldıkları Hz. Eyüp hazretlerinin evinin yeri. Daha da ilginci, çok daha önceleri bura Tubba diye anılmaktaymış, ve Tubba'nın meliki buraya Efendimiz (sav) için yaptırmış bu evi, "Ben yetişemedim ama yetişseydim sana iman ederdim" diyen bir pusula bırakmış sandık içinde. Bu sandıktan daha hiç bahsedilmemişken Efendimiz sahabe efendilerimizden birine "sende bir sandık var onu getir" diyor... Ve herkes şaşkın kalıyor bu olaya :)
Cennetül Bakiye malum bayanlar giremiyor. Dışarıdan gördüm. "Kıyamet azabı bana ve çevreme zarar vermez" buyurmuştur Efendimiz, ondan kıyamet azabı Cennetül Bakidekilere zarar vermez. Hz. Osman, Hz İbrahim ( Efendimizin mübarek oğulları), Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendimizin mübarek başları, Hz. Abbas, Hz. Rukiye, Hz. Safiye nin kabirleri buradadır. Ali Ulvi Kurucu hocamızın da kabirleri buradadır... Hz. Meymune validemiz evlendiği yerde vefat etmişlerdir, Hz Hatice annemizin kabri ise Mekkededir. Peki ya Hz. Ali ? Kabri nerede o mübarek ilmin kapısı insanın ?
Bikaç mescit gezdik ardından..Biri Gamame Mescidi, yani "Bulut" :))
Efendimizin burada yağmur duası ettiği belirtiliyor ve başında O'nunla (sav) gezen bulutun belirgin bir şekilde görüldüğü yer olduğu söyleniyor. Hemen yanında sayılır, Hz. Ebu Bekir Mescidi var, burada namaz kılmışlar vakti zamanında... Bu mescitler Osmanlı döneminde yapılmış. Sultan Mahmud zamanında yapılmış ve kapısında "Bu mescit Ebu Bekir Efendimizin Mescidi"dir yazıyor.Yeşil Kubbenin tamirini yaptırmış aynı zamanda Sultan Mahmud, ve yere bir bez serdiriyor, tozlar Efendimizi (sav) rahatsız etmesin diye. Oğlu devam ettirirken tamire, dünya kelamı konuşturtmuyor... Abdülmecit diğer mektupları yatarak okuyabilirken, Mekke ve Medine'den gelen mektupları hasta yatağından doğrulur. Sultan Abdülhamit'in iki eşinin kabri Yahya Efendinin orada, Beşiktaşta (ki muhteşem biyerdir). Adnan Menderes eşlerinden birini Fransadan getirtiyor, Fransada Fransız askerlerinin bulaşıklarını yıkamaktaymış :( (bu eşi mi bilmem ama...) Müşfika Sultan, Abdulhamithan'ın vefatından sonra hiç dışarı çıkmamış, neden diye sorulduğunda "benim eşim çok kıskançtı, sokakta görecek insanlardan ruhaniyatı rahatsız olmasın" diye cevaplar ve bence elleriden öpülesi bir annelik yapar...
Yeryüzünde heran ezan okunur ya, Efendimizin ruhunun hayatta olmadığı tek bir an bile olmaz. Şehitler bile ölmezken, sıddıklar..peygamberler... Bir an bile ruhunun hazır olmadığını düşünemeyiz. Biz bir türbe ziyareti yapmadık, hayatta bir peygamberi ziyaret ettik. Efendimizin huzurunda selatı selam getirirsek Efendimiz onu alır.
Medine... Güzel şehir... Huzur dolu... Medine'de en kıymetli iş selavat getirmek. Allah Resulune zaman ayırmak (sav)... "Salavat geldiğinde melekler bunu bana ulaştırır, Cenabı Hak bana ruhumu iade eder ve ben o selamı alırım" O'na (sav) her an selam gelmekte, her namazda ve her an...
4. gün sabah namazını mescidin avlusunda kıldım bikaç fotoğraf çekebileyim sonrasında makinemle diye. Oralı kızlarla tanıştık, pek anlaşamadık ama gene de birbirimizi sevdiğimiz kesindi :)
Ve Medine'den ayrılış...
Gitmeden önce Mekkeye ihram, hac ve umre üzerine bikaç not :
İhramı gusülle giymek ve beyaz giymek sünnetmiş. Hacceden annesinden doğduğu gün gibi tertemiz olur, umre de küçük hac olduğundan...İhram normalde helal olanları haram kılmaya deniyor. "Buyur Allahım senin emrine uydum geliyorum" diyoruz.
Allah teala Hz.İbrahim'e der ki: Çağır benim kullarımı, Hz. İbrahim cevap verir: ben nasıl duyurayım?
Cevap verir Rabbim, çağırmak sana, duyurmak bana.
Umre şafilerde farz. Hz. Ayşe annemiz soruyor, Siz cihada gidiyorsunuz, peki ya biz kadınlar ?
Efendilr Efendisi cevaplıyor: Hac, umre kadınların cihadıdır. ve Hz. Aişe annemiz hiç bırakmamış umreyi. 14 günde varırlardı Mekkeye, ki ihramda av yok, bitki koparmak yok...hac meşekkatti... ya bize ?
Tubba Mekanı
18 Ağustos 2013 Pazar
Kutlu Gezi Notları *
Kutlu gezi hatıralarımı orada yazmak en büyük hayallerimden biriydi ve hatta bunun için bilgisayar da taşıdım ama insanın uyumaya bile fırsatı olmuyordu. Ya da şöyle diyeyim her fırsatı O'nunla dolu dolu yaşamak istiyor insan. Hiç bu kadar az uyuduğum bir 10 gün olmadı desem hayatımda abartmış olmam sanırım. Hatta bu kadar az dünyayla olduğum bir 10 günüm de olmadı sanırım. Dönerken bir abla grubumuzdan şöyle demişti ki çok etkilenmiştim ve durumu çok iyi ifade ediyordu bence : Buraya gelmeden önce dünya işlerimizin arasına ibadetlerimizi sıkıştırırken, burada ibedetlerimizin arasında dünyalık ihtiyaçlarımızı giderdik... (umarım öyle olabilmiştir)
Okçular Tepesi
Uhud Şehitliği
Akşam olur, şemsiyeler toplanır...
Çarşamba akşam uçak için evden çıktık. Gayet heyecanlıydık hepimiz tabiki de. Ama en çok ben :) Çünkü benim için ilkti bu, diğerleri için iki. Onlar özlem gidermeye gidiyordu bense yaklaşmaya... Biraz daha yaklaşmaya Rabbime, Efendime... Bir yol arıyordum sanki... Bu da o yollardan biri diyordum... Yeni bir hatim başlamıştım, her fırsatta onu okuya okuya bindik uçağa. Değişik bir heyecan sarmıştı her bir yanımı... Yaklaşıyorduk her dakika... Ertesi gün çok yoğun olacağından yorgun olmamam gerektiğinden uyumam gerekiyordu ama uyku tutmuyordu beni. Zorla da olsa azıcık uyuyabilmiştim ki Medine'ye iniş yaptık.
Medine... Kutlu şehir :)
Medine, eski adıyla Yesrib, yani "zor yer" demekmiş. Sonra Efendimiz "Öyle demeyin, Medine diyin" buyurmuşlar, ondan Medine O'ra bizim için...
Havaalanında sabah namazlarımızı eda ettikten sonra şehre ve güne "merhaba" dedik. Otobüslerimize bindik. "Umrenizin kabul görmesi için kötü şeyleri anlatmayın" demiş İmamı Gazali... İşte olayın burası bence çok önemliydi ! Efendimiz (sav) hac ve umre ibadetinde "bunu bana kolaylaştır" diye dua buyururmuş. Otelde kahvaltının ardından "selamlama" vardı, yani Efendimize (sav) "biz geldik" diyecektik. "Her kim sadece beni ziyarete gelirse ona şefaatim vacip olur" diyor yine Efendiler Efendisi (sav)
Heyecan doruktaydı artık. Mescidi Nebevi'ye adım adım yaklaşıyorduk. İlk ezan Bilal Efendimiz tarafından burada okunuyor. Ve ibadet amaçlı ancak "Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve Mescidi Nebevi'ye yolculuk yapılır ve 1000 rekat namazdan daha kıymetlidir" deniyor. Bir saate yakın bekledikten sonra "yeşil halı"daydık. Burası Efendimizin minberi ile evinin arası, ve namaz kılmak çok kıymetli. Bir hadisi şerifte buyuruluyor ki: "Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de cennet bahçeleri üzerindedir" Buarada beklerken yeşil kubbe görünmekte, doya doya izleyesi geliyor insanın... Bir de bir hadisi şerif var yine : "her kim bana kabrimde salavat getirirse, bana aracısız ulaşır" diye. Çoook salavat getirmeye çalıştık ondan.
Sonrasında mescidde namaz kılıp dualar ettik. Annemle ikindi namazından sonra mescidin dış bahçesinde oturduk, şemsiyeler biz oradayken kapandı. O kadar güzel ve huzurlu ki Medine...O kadar... Kalabalık çok ama çok da huzurlu... Değişik milletten bir sürü insanla omuz omuza, diz dize... Dillerini anlamıyorum ama sıcacık gülümsemeler geçiyor sürekli aramızda. Rengarenk insanlar...
Gece geç saatlere kadar oradaydık. Sanırım o akşam bir daha Ravzaya gittik. Ravza bayanlara sabah namazı, öğle namazı ve yatsı namazı sonrası açık sadece... Ve epeyce bekleyip girebiliyoruz, lakin değiyor tabiki...
Ertesi gün Uhud Dağına gidecektik. "Uhud öyle bir dağ ki biz Onu severiz O da bizi" der Güzel İnsan (sav). 73 sahabe kabri bulunur burada Uhud şehitliğinde, ve şehitlikte iyi bildiğimiz iki şehit: Mus'ab bin Umeyr, Hz. Hamza... Kuba Mescidine namaz kıldık, ki bura ile ilgili bir hadisi şerifte buyrulur ki : Kim burada namaz kılarsa onun için umre sevabı vardır. (Rabbim kabul buyursun) Hendek Savaşının olduğu yeri gördük, Hicaz Demiryolu Tren İstasyonunu gördük bide hurma bahçesine gittik.
Hicaz Demiryolu II. Abdülhamit Han taraından daha kolay Hacca gidilip gelinebilsin diye yapılıyor, diğer ucu Şam'da. Ama hedef İstanbul'a kadar getirmekmiş. Burada tren raylarına keçe döşenmiş ki Efendimiz Ruhaniyatı (sav) rahatsız olmasınlar diye.
Biraz da hurmayı anlatıp şimdilik bırakayım :)
"İnsanın halasıdır hurma" buyurmuş Efendimiz (Sav). Hurma, insana en benzeyen yiyecekmiş esasında. Dişi ve erkek ayrı ağaçları olan, ortalama ömrü 60 yıl civarında ağaçlarmış bunlar. Dişi ağaç suni dölleme ile döllenir ve 4 sene kadar hamile kalır ağaç. Sonra sökülür yavruyu anne ağacın göreceği yere dikerlermiş. 10-12 yıl sonra o çocuk ağaç oradan alınıp başka yere dikilmeliymiş. Sökülmeze iki ağaç da küser meyve vermezlermiş. Dişi ağacın saçları yere doğru uzun, erkeğinki yukarı doğru dik. Zehirleme / ilaçlama yapılmaz hurma ağacına. Beyni vardır, kafasına vurulmaz. İlgiçtir, insan bir tek hurma yiyerek yaşayabilirmiş. ve bir de hadis var yine hurma ile ilgili: Kim sabahları 7 acve hurması yerse zehir ve büyüden kurtulur.
İlk adım, ilk resim :))
cennet bahçesine adım adım...
Okçular Tepesi
Uhud Şehitliği
Yeşil Kubbe <3
Akşam olur, şemsiyeler toplanır...
Hurma ağacı :)
16 Ağustos 2013 Cuma
Küçücüğüm Herşeyim :)
Günlerden "Eski Günleri Yaad"
Günlerden "Kardeş"
Günlerden "Çocukluk Arkadaşı"
:)
Herkesin bir çocukluğunu saklayan canı olmalı
Gülmelerine, hüzünlerine ortak olmuş biri olmalı hayatta
Ne kadar kızsa da onsuz yapamayacağı biri
Gözlerinin içine kadar güldüreni olmalı insanın
En kıymetlisidir o çocukluktan kalan kardeş
Aynı anne- babadan olmadan,
Ama aynı duyguları paylaştığım
Canımmm, kardeşim, bb'm O işte benim :))
(Niye bb olma hikayesi uzun:) )
Aradan ne kadar zaman geçse de
Kahve gibi hatrından hiç geçilmiyor
Değerleniyor seneler geçtikçe...
Ha ha çocukluk arkadaşı olmasa da "kardeş" olanların resmi buda :))
18 Temmuz 2013 Perşembe
Hasretlik
Bi döksem...
Dünyalık, ahretlik bütün kalp yanmalarıma gözümden yaşları...
Bi döksem...
Ayrılıkları...özlemleri...hayallerimin yolda kalmışlığını...
Bi döksem...
Hasretimi...
Mutsuz değilim, şükürsüz hiç...
Lakin akan yaşa mani olamıyorum ki...
Olmak da isteyen yok ya haddizatında...
Hasretliklerim...
Hayallerim...
Hepsi karışmış birbirine sarmaş dolaş...
Önceden Medineden ayrılış, Efendimden...
Sonra Kabe'den ayrılma...
Mekke'den Cidde'ye uzandıkça yol sanki Kendimden, O'ndan uzaklaştım...
"Dünyaya dönüş" dedim adına da..
Unuttuğum, unuttukça mutlu olduğum mekana düşüş...
İstanbul'da dedemden ayrılış...
Ya da ben ayrıldığıma inandırmaya çalıştım kendimi...
Sanırım zaten uzaktayken pek kavrayamıyor insan...
Hayal ettim, O'suz bayramları, evimizi, evlerini...
Sonra O'nunla ömrüm boyunca olan kareleri düşündüm
Eski evlerinde avluda, bahçede,
Kurban bayramlarında babamla kurban keserken,
Sıcaktan mayışıp damda uyurken,
Diğer odadan yavaş yavaş gelirken,
Yayladaki evimizde balkonda kitap okurken,
Biz tavla oynarken dayanamayıp "öyle mi oynanır" derken,
Camiye giderken,
Çiçekleri sularken,
Ananemle "Hakim Bey" izlerken,
Kare kare geçiyor gözlerimden...
Gene gelecek sanıyorum hep...
Şaka yapmaz ya pek, farkında değil beklediğimizin sanıyorum
O eve gidiversem, uyanıp da içerden gelivercek sanıyordum..
O eve tekrar gidene kadar !
Yatağında çarşaflar toplanmış, oturulacak hale getirilmiş
Artık yatılmayacak besbelli...
Dedemciğim gelmeyecek yani o odadan ağır ağır yanımıza
Namaz kılmayacak şu sandalyede...
Bi insan bu kadar mı iyi anılır arkadan bi insan...
Sevmek farklı, iyi anmak farklıymış meğer...
Rabbim kabrini genişletsin, merhamet etsin hepimize...
Şimdi de başka özlemler ekleniyor yine...
Zaten Bursadaki "ablam" diyeceğim insanların bir kısmı gitti,
Bi kısmı daha gitmeye durunca...
Amaan hasretlik zor...
Damla damla döktüm işte tüm ayrılıklarıma...
Yetmez daha dökerim ben biliyorum ama :)
Ha bide umutlarım, hayallerime hasretim depreşti bugün...
Allah büyük ama bilmem mi...
Allah büyük, hayallerden bile !
Senden ayrılık verme Rabbim...
Taşıyamayacağımız ayrılıklar verme...
Umutlarımızdan, hayallerimizden, dualarımızdan, sevdiklerimizden, sevdiğimiz yerlerden, annemizden, can kardeşlerimizden, kuzucuklarımızdan....
Özletsen bile biraz, külli ayrılık verme nolur Rabbim...
Dünyalık, ahretlik bütün kalp yanmalarıma gözümden yaşları...
Bi döksem...
Ayrılıkları...özlemleri...hayallerimin yolda kalmışlığını...
Bi döksem...
Hasretimi...
Mutsuz değilim, şükürsüz hiç...
Lakin akan yaşa mani olamıyorum ki...
Olmak da isteyen yok ya haddizatında...
Hasretliklerim...
Hayallerim...
Hepsi karışmış birbirine sarmaş dolaş...
Önceden Medineden ayrılış, Efendimden...
Sonra Kabe'den ayrılma...
Mekke'den Cidde'ye uzandıkça yol sanki Kendimden, O'ndan uzaklaştım...
"Dünyaya dönüş" dedim adına da..
Unuttuğum, unuttukça mutlu olduğum mekana düşüş...
İstanbul'da dedemden ayrılış...
Ya da ben ayrıldığıma inandırmaya çalıştım kendimi...
Sanırım zaten uzaktayken pek kavrayamıyor insan...
Hayal ettim, O'suz bayramları, evimizi, evlerini...
Sonra O'nunla ömrüm boyunca olan kareleri düşündüm
Eski evlerinde avluda, bahçede,
Kurban bayramlarında babamla kurban keserken,
Sıcaktan mayışıp damda uyurken,
Diğer odadan yavaş yavaş gelirken,
Yayladaki evimizde balkonda kitap okurken,
Biz tavla oynarken dayanamayıp "öyle mi oynanır" derken,
Camiye giderken,
Çiçekleri sularken,
Ananemle "Hakim Bey" izlerken,
Kare kare geçiyor gözlerimden...
Gene gelecek sanıyorum hep...
Şaka yapmaz ya pek, farkında değil beklediğimizin sanıyorum
O eve gidiversem, uyanıp da içerden gelivercek sanıyordum..
O eve tekrar gidene kadar !
Yatağında çarşaflar toplanmış, oturulacak hale getirilmiş
Artık yatılmayacak besbelli...
Dedemciğim gelmeyecek yani o odadan ağır ağır yanımıza
Namaz kılmayacak şu sandalyede...
Bi insan bu kadar mı iyi anılır arkadan bi insan...
Sevmek farklı, iyi anmak farklıymış meğer...
Rabbim kabrini genişletsin, merhamet etsin hepimize...
Şimdi de başka özlemler ekleniyor yine...
Zaten Bursadaki "ablam" diyeceğim insanların bir kısmı gitti,
Bi kısmı daha gitmeye durunca...
Amaan hasretlik zor...
Damla damla döktüm işte tüm ayrılıklarıma...
Yetmez daha dökerim ben biliyorum ama :)
Ha bide umutlarım, hayallerime hasretim depreşti bugün...
Allah büyük ama bilmem mi...
Allah büyük, hayallerden bile !
Senden ayrılık verme Rabbim...
Taşıyamayacağımız ayrılıklar verme...
Umutlarımızdan, hayallerimizden, dualarımızdan, sevdiklerimizden, sevdiğimiz yerlerden, annemizden, can kardeşlerimizden, kuzucuklarımızdan....
Özletsen bile biraz, külli ayrılık verme nolur Rabbim...
18 Haziran 2013 Salı
Kavuşmaya Az Kala :)
Az kaldı sanırım gitmeye artık...
26 sı gece yola çıkacağız nasip et Rabbim...
Sorumluluklardan en büyüğü mü yüklendi omuzlarıma bilmem,
Bu 10 günü değerlendirme adına ne yapacağımı bilemiyorum,
Elim ayağım birbirine dolanıyor desem...
Hani "zaman insanın elinde eriyen buz misali" derler ya
Bunu orada daha kuvvetli yaşayacağım sanırım...
Daha gelmedi rüyalarıma Efendim...
Daha pırıl pırıl olamadı bişeyler içimde...
Ama 2 rüya gördüm :))
Birinde, inmişiz uçaktan bir otel odasındayız sanırım,
"Önce Medineye gidecektik" biz diyorum...
Ama nerede olduğumu bilmiyorum, perdeler kapalıydı :))
İkincisinde; gitmişim ama çantamı bi açıyorum ki dua kitaplarımı getirmemişim
Bi üzülüyorum ki :(
Bunlar da nereden çıkıp geliyorsa rüyalarıma :)
Bide bi arkadaş görmüş,
Uçaktaymışım, dolu dolu bir uçakta...
Gidiyormuşum :)
Heyecanlı bi gidiş bu bana...
Her anını doldurmak istediğim bi gidiş
Uyumaya korkacağım,
Hakkını verememekten korkacağım,
Dolduramamaktan...
Rabbim büyük...
Nolur doldurtsun...
Nolur turist gibi gidip gelmeyelim,
Gitme yolumuz da, gidişimiz de, dönüşümüz de
Mübarek, kutlu eylesin bizi...
14 Haziran 2013 Cuma
Deniz ve Mehtap
Bir deniz kokusu çekseydim içime...
Bir dalga sesi dolsaydı kulaklarımdan içre...
Mis gibi yosun koksaydı...
Pırıl pırıl parlasaydı deniz
Pırıl pırıl parlasaydı gökyüzü
Pırıl pırıl bir dolunay doldursaydı geceyi
Çayın kokusuna karışsaydı günlük güneşlik şarkılar
Bir gitar sesi... Bir cırcır böceği duyulsaydı,
Unutmadan...Bir de dost sesi, dost kahkası...
Deniz kokusunu özledim...
Bir de deniz yeşili, gök mavisi..
Karşı kıyıda ışıklar,
Yavaş yavaş süzülen kayıklar,
Edilen dualar,
Yalın ayak basılan kum,
Mis gibi su...
Ve çayın mis buğusu...
Bir dalga sesi dolsaydı kulaklarımdan içre...
Mis gibi yosun koksaydı...
Pırıl pırıl parlasaydı deniz
Pırıl pırıl parlasaydı gökyüzü
Pırıl pırıl bir dolunay doldursaydı geceyi
Çayın kokusuna karışsaydı günlük güneşlik şarkılar
Bir gitar sesi... Bir cırcır böceği duyulsaydı,
Unutmadan...Bir de dost sesi, dost kahkası...
Deniz kokusunu özledim...
Bir de deniz yeşili, gök mavisi..
Karşı kıyıda ışıklar,
Yavaş yavaş süzülen kayıklar,
Edilen dualar,
Yalın ayak basılan kum,
Mis gibi su...
Ve çayın mis buğusu...
Mutlu Akşam :))
Çay mis, fonda gitar sesi :))
Sabaha erdik şükür :))
Doğru takımı bulmuş gül :))
En güzel fotoğraf bu bence, neşenin fotoğrafı :)
Sadece kozalak, hep kozalak :))
Arka bahçeye saklanmış mantar bu da :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















